Css Sehri l Grafik l Tasarım l Web Tasarım l Css Tasarımlar l Css Araçları l Css Kaynak l Mizah | Kültür | tr.gg |

Sivas Meşhurları

Şüphesiz halk şairlerimizde diğer sanatçılarımız gibi birbirinden ayrı özelliklere sahiptir. Hiçbir şair, ötekine tıpa tıp benzemez. Ama hemen hemen hepsine aynı gelenek ve törelerden geldikleri için birbirine benzer yanlarıda eksik değildir.
      Bazı şairlerin hepside şiirlerini sazla çalıp çağırırlar. Halk şairi ile sazını birbirinden ayıramayız. Keramet sazdamıdır, sözdemidir bilemeyiz? Aşık sazına gözü gibi bakar. Aşık Veysel'in;
     "Ben ölürsem sazım sen kal dünyada , Gizli sırlarımı aşikar etme" deyişi elbette ki çok anlamlıdır.
      Şairlerimizin hemen hepsi aşk, ölüm, hasret, yiğitlik, tabiat, din gibi temalar işlemişlerdir. Aşk konusu baş köşeyi tutmaktadır. Ölüm karşısında şairlerimizin uysal, teslimkar ama alabildiğine üzüntülüdür. Ölümün bıraktığı yıkımlar, kayıp olan güzellikler dostluklar terennüm edilir.
   Sivas'ın şair ve aşıkları şunlardır:
Şemseddin Sivasi, Pir Sultan Abdal, Ruhsati, Kul Himmet, Suzi, Aşık Veysel, Zaralı Halil Söyler, Mesleki, Aşık Talibi, Recep Kamil, Şeyh Halit.
     Diğer aşıklarımız ise; Sefil Selimi, Aşık Talibi, Gürünlü Aşık Rıza, Ali İzzet Özkan, Veysel Cehdi Kut, Kul Gazi, Feryadi, Belcikli Seyit, Karasarlı Seyit, Aşık İsmeti, Ali Dayı, Şükrani, Nuri Sivasi, Kul Himmet.
      Tabiat teması da Sivas şairleri tarafından en iyi şekilde işlenmiştir. Şairlerimizin en zengin yanlarından birini teşkil etmektedir. Çeşitli hayvanlardan tasvir edilerek tabiat manzarasını tamamlar. Tabiatın güzellikleri yanında çeşitli afetlerde şairin, ozanın gönlünde dile gelmiştir. İşte o zaman şiir olmuş, destan olmuş, türkü olmuş. Anadolu yaylasına göz atıldığı zaman Sivas'ın aşıklar yatağı olduğu görülür. Sivas şairleri aynı zamanda Sivas büyükleridir . Hepside en duru en özlü Türkçe ile söylemişlerdir. Türküleri, deyişleri günlük müzik yaşantımıza girmiştir. Radyo ve televizyon programlarında hemen hemen hepsinin türkülerine yer verilir.
      Yurttan sesler Korosunun kurucusu halk müziğinin derleme ustası Muzaffer Sarısözen'i anmadan geçemeyiz. Ayrıca masal üstadı Eflatun Cem Güney, Tevfik Aksoy Kayabeyzade, Memduh Bey günümüz şairlerinden Vehbi Cem Aşkun edebiyat dalında denemeler yapmış; radyo sanatkarlarından Ömer Altuğ, Emel Sayın ve Selehattin Erorhan da Sivas' ta yetişen Türk musiki ve halk müziği ses sanatçılarıdır. Halk şairlerimizin özelliklerini anlatan bazı ünlü değişlerini şöyle sıralayabiliriz.
 
Sivas ta meşhur olmuş şair yazar ve bilim adamları:
Eldeki bilgilere göre H.660 veya 662 yıllarında doğduğu tahmin edilen Ahi Emir Ahmed muhtemelen Horasan’lıdır. Daha sonra Anadolu topraklarına intikal ederek önce Bayburt’a yerleşmiş, sonra Sivas’ta karar kılmıştır. Esnafı manevi bakımdan disipline eden Ahilik mektebinin önemli temsilcilerinden olan bu kişinin vakıf kayıtlarında tam ismi “Ahi Emir Ahmed Bin Zeynül-Hacc” olarak belirtilmiştir.
Halen Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından onarılan türbesinde yatmaktadır.

Ebu Abdullah Ali Bin Mehmed Es-Sivasi (..... –  1302)
Erdemli bir insan olup hekimliği ile şöhret bulmuştur. Selçuklu Emirlerinden “Yeşbek” namına yazdığı “Kitab-ı İksir-il Hayat Fi Telhis-i Kavaid-il Muacelat” ismindeki hekimlikle ilgili eserin ön sözü Arapça, esas bilgiyi ihtiva eden kısmı Farsçadır. “Akd-ül Cem’an” adlı eserde yazılı olduğu gibi Emir Yeşbek Amasya’da Selçuklu saltanatına bağlı olarak hüküm süren Tacüddin Altun-baş’ın Atabeyi olup, Hicri 718’de çıkan bir karışıklıkta katledilmiş ve çocukları Mısır’a kaçmıştır.

Kadı Ahmed Burhaneddin (1329 – 1384)
Kendi saltanatı zamanında yazılan (Bezm-ü Rezm) adlı eserde belirtildiği üzere aslen Oğuzların Salur boyundan olan Kadı Burhaneddin Ahmed, Hicri 745 tarihinde dünyaya gelmiş, erdemli bir bilgin bir zat olmasına rağmen hükümet ve siyaset arzusu başını belaya uğratmıştır. Sivas Hükümdarı olarak “Emir Kadı” namıyla şöhret bulmuş, yakın çevresinde başladığı tahsilini Mısır’da tamamlamıştır. Kıymetli telif eserleri şunlardır:
Bir nüshası Ayasofya Kütüphanesi’nde bulunan Arapça “İksir-üs Saadat-ı Fi Esrar-ı İbadat” ile “Telvih” adlı esere “Tercih” ismiyle yazdığı yorumdur. Ayrıca; Arapça, Farsça, Türkçe şiirleri vardır. Divanının tek nüshası Londra Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.
Hicri 800 yılında Akkoyunlu Aşireti ile yaptığı kavgada öldürülmüştür. Sivas’ta kendi adıyla anılan mahalledeki türbede yatmaktadır.

Ahmed Bin Abdullah Es-Sivasi (..... – 1384)
1384 yılında vefat eden Ahmed Bin Abdullah, bilgin ve erdemli bir zat olup, hekimlik yapmıştır. (İksir-üs-sade, Et-Tercih, Şerh-üt Tenkih) önemli telif eserlerinin yanında bir de Divan’ı bulunmaktadır.

Ahmed Bin Mahmud Es-Sivasi (.... – 1387)
Sivas’ta doğmuş ve Hicri 803’de vefat etmiştir. Dini ilimler sahasında tanınmış olup, önemli telif eserleri şunlardır. (Risalet-ün Necat), (Riyad’ul İrhad), (Şerh-u Feraiz-u Sıraciye), (Uyun-u Tefasir).  

Kemaleddin İbn-i Hümam Es-Sivasi (1374-1445)
Fatih devri ulemasından olup, H.790 yılında doğmuş ve 861 yılında vefat etmiştir. Mensubiyeti itibariyle Sivas’lıdır. Dedesi Sivas’tan İstanbul yoluyla Mısır’a göç etmiştir. Tam ismi Kemaleddin İbn-i Hümam El-İskenderi Es-Sivasi’dir.
İlimdeki yüksek payesi sebebiyle sağlığında “Şeyh-uş Şuyuh” (şeyhlerin şeyhi) lakabıyla anılmış olup birçok eseri bulunmaktadır.

Şehabüddin Ahmed Es Sivasi (.... –H.860)
Tefsir bilginidir. Sivas’ta doğmuş ve beldesi alimlerinden öğrenimini tamamlamıştır. Hicri 860 tarihinde burada vefat etmiştir. (Ayasluğ) istasyonundan Kuşadası’na giden eski şosenin sol tarafındaki tarlalar içerisinde gömülüdür. Çeşitli konularda birçok eseri vardır. 

Hüsrev Bin Mehmed Es-Sivasi (....-1470)
(Molla Hüsrev) adıyla şöhret bulan, Hüsrev Bin Mehmed, Sivas-Tokat  arasında iskan edilen Türkmenlerden Arsak Kabilesine mensuptur. Hicri 886 yılında İstanbul Kadısı iken vefat etmiş ve naaşı Bursa’ya nakledilerek Zeyniler Semtindeki kendisinin yaptırdığı medrese yakınlarında defnolunmuştur. Birçok konuda eserleri mevcuttur.

İbrahim Bin Hasan Es-Sivasi Et-Tennuri (....-1471)
Hicri 887 yılında vefat eden ve Ebrahim Tennuri namıyla şöhret bulan bu zat, Türk tasavvufunda önemli yeri olan “Güzar-ı Manevi” adlı eseri tasnifiyle şöhrete ulaşmıştır. Konya’da Mevlana Sarı Yakub’dan ders almış, tahsilini tamamladıktan sonra Akşemseddin (K.S)ya kapılanmıştır. Gülzar-ı Manevi adlı el yazması eseri bazı kütüphanelerde mevcuttur. 

Molla (Mehmed) Hüsrev (....-1480)
Din bilgini. Sivas’ta medrese öğrenimi gördükten sonra Edirne’ye geldi. Müderrislik yaptı. Edirne Kadısı, sonra da Rumeli Kazaskeri oldu. II.Murad döneminde Varna Savaşına katıldı. İstanbul’un alınışından sonra kadı olan Hızır Bey ölünce onun yerine getirildi. Daha sonra şeyhülislam oldu. Birçok öğrenci yetiştiren Hüsrev molla şiirle de uğraştı. Fıkıha, usule ve tefsire ilişkin yapıtları vardır. 

Hasan Paşa (...-1566)
Kanuni devri vezirlerinden olan Hasan Paşa Sivas’lıdır. Kapıcı başı iken 1561 yılında Yeniçeri Ağası olmuş, 1562 yılında Rumeli Valiliği’ne tayin edilmiştir. 1566 yılında vefat etmiştir.

Muharrem Es-Sivasi (....-1584)
Şemseddin-i Sivasi’nin büyük biraderidir. 1584 tarihinde Zile’de vefat etmiştir. En önemli eseri Nahivden (Fevaid’i Ziyaiyye)’dir.
Kendi el yazısı ile yazdığı (Hidaye) nüshası Nuru Osmaniye Kütüphanesi’ndedir.

Behram Paşa (16.YY.)
Sivas’a büyük hizmetleri olan Behram Paşa, Osmanlı Saray Mektebi Enderundan yetişmiştir. Sultan II.Selim B.Murad Han’ın zamanı idaresinde çalışkanlığı ve kabiliyeti ile yükselmiştir. Kurşunlu Çifte Hamamları ile hemen bu hamamların yanında olan ve kendi adıyla anılan Behrampaşa Hanı’nı yaptırmıştır. Hicri 1549 yılında Diyarbekir, daha sonra Bağdat Beylerbeyliği yapmıştır. En son görevi olan Rumeli Beylerbeyliği esnasında vefat etmiştir.
Ali Ağa Camii’ni yaptıran ve bu camii mezarlığında gömülü bulunan Mustafa Bey de Behram Paşa’nın oğludur.

Feyzullah Bin Şemseddin Ahmed Es-Sivasi (...-1616) 
Din bilginidir. Sivas’ta doğmuş ve Hicri 1032 yılında vefat etmiştir. İbn-i Malik’in “Şerh-ul Mesabıh” adlı eserine (ziya-ül Mesabıh) adıyla bir yorum yazmıştır.

İsmail Bin Sinan Es-Sivasi (....-1632)
Din bilginidir. Hicri 1048 yılında Sivas’ta öldü. Klasik dini ilimleri Abdülmecid Sivasi’den tahsilen öğrendi. (Feraid) ismindeki Mülteka Şerhi ile (Risalet-Üs-Sagir vel-Kebir) başlıca eserlerindendir. Feraid’in bir nüshası Ayasofya Kütüphanesinde bulunmaktadır.

Abdülmecid Bin Muharrem Es-Sivasi (...-1633)
Din bilginidir. Sultan III.Mehmed’in davetine uyarak İstanbul’a gelmiştir. Hicri 1049 yılında vefat etmiş ve Eyüp’de Nişancı Dergahına defnedilmiştir. Şiirlerinde “şeyhi” mahlasını kullanırdı. Telif eserleri basılmamış ancak, el yazısı ile çoğaltılmıştır. Birçok konuda eserleri bulunmaktadır.

Abdulkerim Bin Abdullah El-Vaiz Es-Sivasi (.... –1633)
Din bilginidir. Sivasta doğdu ve Hicri 1049 yılında öldü. El-Camü-n-Nüfus adlı telif bir eseri vardır. 

Recep Sivasi (....-1640)
Şemseddin-i Sivasi’nin (K.S) kardeş çocuğu ve damadı olan bilgin bir zattır. Yalnız (Necm’ül Hüda Fil Menakib-I Şelh-i Şemseddin Ebi Sena) adlı eseri basılmıştır.

Abdülahad Sivasi (....-1645)
Hicri 1061 yılında vefat etmiştir. (Muhabbet-ül-abdi lirabbihi, divan-üs Soffiyye, Şurutu-talebil-İlmin-Nafi) adlıtelif eserlerindendir.

Ebus-Sena Şeyh Şemseddin Ahmed Es-Sivasi (...-1650)
Din bilginidir. Tokat’ta bulunan Arakiyyecizade Şemseddin Efendi’den ders aldı. Tahsilini İstanbul’da tamamladı. Hicri 1006 tarihinde vefat etti. Sivas Meydan Camii avlusunda bulunan türbesinde gömülüdür. Birçok alanda eserleri bulunmaktadır.

Sivaslı Müftüoğlu (....-1748)
Hicri 1164 yılında vefat etmiştir. (Ayn-ül-Hayat) adlı eseri bulunmaktadır. 

Numan Efendi (Sarı Hatipzade) (....-1768)
Devrin bilgin ve erdemli kişilerinden Şeyh Ahmed Efendi’nin oğlu olan Müftü Numan Efendi, Sivas’ın Sarı Hatip Oğulları ailesine mensuptur. Konağı, yaptırdığı çeşmesi ve kütüphanesi Ulu Camii’nin batısına düşmektedir. Hicri 1182-Miladi 1768 yılında vefat etmiş kütüphanesi ile çeşme arasındaki aile kabristanına defnedilmiştir.
Büyük Türk Halk Musikisi sanatkarı ve derleyicisi Muzaffer SARISÖZEN’de Sarıhatipoğulları ailesine mensup olup, Müfti Numan Efendi’nin torunlarındandır.

İvazzade Halil Paşa (....-1804)
Sadrazam İvaz Mehmet Paşa’nın oğlu. Babasının yüksek makamından dolayı çabuk ilerledi.  Mirahur, Çavuşbey Tütün gümrüğü emini, Sadaret kethüdası, Rumeli Valisi, Hatin muhafızı oldu. Sadrazamlığa getirildi. (1769) Serdar-ı ekrem sıfatı ile Rus Savaşlarına katıldı. Kartal Sahrasında bozguna uğradı. MÖnce vezirliği alındı. Filibe’ye sürüldü. Sonra affedilerek Eğriboz, Bosna, Selanik ve nihayet Sivas Valiliğine getirildi. 1777 yılında vefat etti.

Mur Ali Baba (....-1885)
Halk arasında Mor Ali Baba namıyla tanınan Mur Ali Baba’nın asıl adı Mehmed b.Ahmed’dir.  Kerkük Türkmenlerindendir. Hicri 1301 (1804)de vefat etmiştir. Mur Ali Baba Camiisinin bulunduğu yerde gömülüdür. Tenbih-üs-salikiyn adlı basılmamış el yazması bir eseri bulunmaktadır. 

Fazlullah Moral  (1878-.....)
Mur Ali Babanın torunu ve Gulami Abdulkadir Efendinin oğludur. 1878  yılında Sivas’ta doğmuştur. Babası gibi güzel yazan bir şair olan Fazlullah Moral’ın şiirleri didaktik bir hususiyet gösterir. Mutasavvıf bir aile ocağında yetiştiği için eserlerinde tasavvufi ve ahlaki görüşler yer almıştır.
Meslek hayatında Amasya, Tokat, Urfa, Mardin, Şebinkarahisar ve Sivas Lisesi’nde, Sivas Öğretmen Okulu’nda Türkçe, Arapça, Farsça, Mantık ve Felsefe dersleri okutmuş, Sivas Dar’ül Hilafe Medresesi’nde uzun müddet müdürlük yapmıştır.
Bu kültürel hizmetlerin yanında Erzurum Kongresi’ne Sivas temsilcisi olarak katılmak suretiyle de vatanın kurtuluşuna vesile olan çalışmalara katılmıştır.

Nüzhet Efendi (Deli Nüzhet Sivasi) (.... – 1888)
Devrinin önde gelen ediplerinden erdemli bir kişi olan Nüzhet Mehmet Efendi, Sivas’ta doğmuştur. Matbuat Müdürlüğü ve benzeri bir çok devlet gürevinde bulunmuş, 1888 yılında Sivas’ta vefat etmiştir.Edebiyat kurallarını ihtiva mana-yı Kitab) en önemli eseridir.

Abdulkadir Bin Kör Ali (....-1894)
Sivas’ta doğmuş ve Hicri 1310 yılında vefat etmiştir. Türkçe şiirlerini kapsayan bir Divan-ı bulunmaktadır.

Halil Rıfat Paşa (....-1907)
29 Aralık 1882 yılında Sivas Valiliği’ne atanmıştır. Bölge itibari ile eyalet merkezi olan ve dört sancağı bulunan Sivas’ta Halil Rıfat Paşa bilhassa yol, içme suyu, okul, tarım ve orman alanlarında unutulmaz hizmetler yapmıştır. Trabzon-Canik  (Samsun) Elazığ-Malatya-Hasan Çelebi sınırına kadar 410 kilometrelik Bağdat yolunu yaptırmış bu yol üzerinde 314 köprü ve 829 menfez inşa etmiştir. Çamlıbel’e kendi parası ile bir çeşme yaptırmıştır. Tokat-Niksar  Ünye’ye kadar olan 76 kilometrelik şoseyi, ayrıca Kelkit Irmağı üzerinde 630 metre uzunluğunda 41 gözlü Hamidiye adlı köprüyü ve bunlar dışında 55 köprü ile 32 menfez inşa ettirmiştir. Yozgat-Çorum sınıra kadar 63 kilometre yol açtırmış ve köprüler yaptırmıştır. Merzifon-Osmancık İlçesi arası  yolu 59 kilometrelik bir şose ile bağlattırmıştır. Şebinkarahisar’dan Trabzon ve Giresun illerine kadar, 64 kilometrelik bir yol ile Sivas-Hafik-Zara-Koyulhisar-Mesudiye ve Ordu illerine kadar 212 kilometrelik şose, 92 köprü, 300’den fazla menfez yaptırmıştır. Ayrıca Sivas’ın kasabalarının ve bir çok köyün yollarını inşa ettirmiştir. Yol davasındaki şu sözü tarihe geçmiştir. “Gidemediğin yer senin değildir”
Bütün bu hizmetleri sonunda Sivas’tan görev icabı ayrılarak İzmir’e tayin olmuş ve 1907 yılında vefat etmiştir.

Vali Muammer Bey (1874 -  )
1874’de İstanbul’da doğmuştur. Mülkiye mezunudur. Fransızca, Arapça, Farsça ve Ermenice dillerini bilirdi. Memuriyete 1899’da Sivas Vilayet Maiyet Memurluğu ile başlamıştır. 1902’de Hafik Kaymakam vekilliği yapmış, aynı yıl Kangal Kaymakamlığı’na atanmıştır. 1908’de bu tarihte Sivas’a bağlı olan Aziziye Kaymakamlığına getirilmiş, 1909’da Kayseri Mutasarrıflığına terfi etmiş, 1911’de adana Valiliğine oradan Konya Valiliğine, 1913’de Sivas Valiliğine atanmıştır.
Vali Muammer Bey 1923 yılında Sivas milletvekili seçilmiştir.

İhramcızade İsmail Hakkı Efendi (1880-1969)
1880 yılında Sivas’ta doğmuştur. Dedelerinin Kabe’nin ihramını değiştirmek gibi bir görevi olduğundan aile isimleri “İhramcızade” olmuştur.
Ulu Camiinin onarılması, birçok köye su getirilmesi, köprü ve 27 adet çeşme yaptırması önemli hayır işlerindendir. 1969 yılında vefat etmiştir.

M.Samih Fethi (1886 -  )
Mehmet Samih Fethi, 1886 yılında Sivas’ta doğdu. Sivas’ın Alaaddin Paşalar ailesine mensuptur. Samih Fethi muntazam bir öğrenim gördükten sonra Sivas lisesi’nde Tarih ve Coğrafya öğretmeni olarak görev yapmıştır. MeşhurTurhan tan ve Bedia Tan’ın babasıdır.

Hayri LÜTFULLAH (1899 – 1930)
Sığırcızade Hayri Lütfullah adı ile tanınır. 1889 yılında doğmuştur. Hukuk Fakültesine devam etmiştir. Kuvvetli bir yazar ve şairdir. Belediye reisliği de yapmış, Kızılırmak gazetisinde makaleler yazmıştır. 1930 yılında ölmüştür.

Mehmet Şükrü AKKAYA (1894-1971)
Yazar, dilbilimci. Orta öğrenimini Kuleli Askeri Lisesi’nde tamamladı. Harbiye mektebindeki öğrenimi sırasında orduya alındı. Çanakkale Savaşı’na katıldı. 1927’de askerlikten ayrılarak dil ve tarih öğrenimi için Almanya’ya gitti. Türkiye’ye döndüğünde Türk Dil Kurumu uzman üyesi oldu. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde doçent olarak görev aldı. 1959’da emekliye ayrıldı.

Eflatun Cem GÜNEY (1896-1981)
Kendinin çoğu kez sohbetlerinde açıkça ifade ettiği gibi 1896 doğumlu olan merhum Eflatun Cem soyca Sivas’lıdır. Çocuk yaşta babasını ve annesini kaybetmiş, büyük güçlükler içerisinde 1917-18 ders yılı sonunda Sivas Sultanisini (lisesi) bitirmiştir.
Birçok ilim ve san’at adamı ile her sahada büyük şahsiyetlerin yetişmesine vasıta olan merhum Eflatun Cem fiilen elliiki yıl devlet ve millet hizmetinde bulunmuştur.
Büyük emek ve uzun çalışmalar neticesinde 62 kitabı yayınlanmış olan yazarın eserleri yedi bölümde tasnif edilebilir: Masallar (30 kitap), Halk Hikayeleri (6 kitap), Halk Fıkraları (1 kitap), Aşıklar ve Şiirleri (6 kitap), Halk Bilimi (2 kitap), Halk Eğitimi (13 kitap), Şiir ve Nesir (3 kitap)
Eflatun Cem halk edebiyatı ve folklor alanında hem teorisyen hem de uygulamacı olarak büyük çalışmalar yapmıştır. Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre gibi halk hikayelerimizin bizlere ulaşmasını o sağlamıştır. 2 Ocak 1981 yılında vefat etmiştir.

Muzaffer SARISÖZEN (1899-1967)
Muzaffer Sarısözen 1899 yılında Sivas’ın Camii Kebir (Ulu Camii) mahallesinde doğmuştur. Babası Sarı Müderris Hüseyin hüsnü Efendi, annesi Zeliha Hanımdır. Aile ismi “Sarıhatipzadeler” ya da halk arasında maruf olan şekliyle “saçlılar”dır.
Sarısözen sanatçı bir ailenin beş erkek çocuğundan en küçüğüdür. Ağabeyleri; Rüştü Sarısözen, Sırrı Sarısözen, Fehri Sarısözen, Abdülkadir Sarısözen’dir.17.Yüzyılın divan şairlerinden meşhur müftü Numan Efendi de bu ailenin en büyüğüdür. İlköğretimini Sivas Sultanisinde (lisesi) tamamlayan Sarısözen Birinci dünya ve Kurtuluş Savaşlarını müteakip Öğretmen Yardımcılığı imtihanını vererek öğretmenlik görevine başlamış, müzik kabiliyetinin farkına varıldıktan sonra, sivas ili hesabına “İstanbul Belediye Konservaturarı”na gönderilmiştir.
Muhtelif orta dereceli okullarda müzik öğretmenliği yapmış, ciddi bir batı müziği eğitimine imkan sağlamak için özel bir müzik okulu açmış, ancak çevrenin bütün takdir ve teşviklerine rağmen batı müziği öğrenmeye istekli gençler bulunamadığından okul kapatılmıştır.
5 kasım 1931 yılında A.Kutsi Tecer ile beraber “Sivas Halk Şairleri Bayramı”nı gerçekleştiren Sarısözen bütün hayatını Türk Halk Musikisinin temel yapı taşları olan türkü ve halk çalgılarını derlemeye vakfetmiş 1937-1953 yılları arasında 10.000 civarında türkü ve 10 kadar halk çalgısı eklemiştir. 1953 yılında İzmir, 1954 yılında İstanbul Radyosu “Yurttan sesler” topluluklarını kurmuştur.
Radyodaki çalışmaları esnasında, halk müziği sanatçısı “Neriman Altındağ” ile evlenmiş, bu evlilikten “Melili” adında bir oğulları olmuştur.
1949-1950 yıllarında yine ilk defa onun gayretiyle “Halk Oyunları Topluluğu”muz Milletlerarası yarışmalara katılmış ve başarı kazanmıştır. Derleme ve icra çalışmalarının yanında yayın yapmayı da ihmal etmemiş, büyük bir heyecanla kaleme aldığı makaleleri muhtelif dergilerde yayınlamıştır.  “Seçme Köy Türküleri”, “Yurttan Sesler”, “Türk Halk Musikisi Usulleri” en önemli eserlerindendir.

Ömer ALTUĞ (1905 – 1965)
Bestekar ve Tanburi Ömer Altuğ, 1905 yılında Sivas’ta doğmuştur. Babası Mehmet Kamil Bey’dir. Sivas’ta Rüşdiye’yi bitirmiş, bir süre Sultani’de okumuştur.

Vehbi Cem AŞKUN (1909-1979)
Sivas Folkloru denildiğinde hemen aklımıza gelenlerin başında yer alan Vehbi Cem Aşkun, 1909 yılında Sivas’ta doğdu. Babasının adı Ömer Lütfi, annesinin adı Huriye’dir. İlk ve Orta öğrenimini Sivas’ta yaptı. Takiben izmir Erkek Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Yedi yıl Merzifon’da ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü’ne devam etti ve burayı bitirdikten sonra Sivas Ortaokulu’natayin oldu. 45 yıl fiilen yazarak, okutarak Sivas’a hizmet etmiştir.
1929-30 yıllarında İzmir’de Hizmet, Ahenk, Yeni Asır, Halkın Sesi, Anadolu Gazeteleri ile Fikirler  adlı dergide yazmaya başlayan Vehbi Cem, Sivas’ta Şair Feyzi Kutlu ve Avukat Ahmet Göze ile Kızılırmak ve Ülke gazetelerini çıkarmış ve yönetmiştir. Yine Sivas’ta 4 Eylül ve Yayla dergilerini çıkartan Vehbi Cem Aşkun ayrıca Çığır, Dikmen, Sanat Gazetesi ve Ulus Gazetelerinde yıllarca yazı yazmıştır.
Çok verimli bir yazar olan Vehbi Cem Aşkun’un otuza yakın basılmış eseri vardır. Bazıları şunlardır; Oğuz Destanı, Sivas Folkloru, Sivas Kongresi, Aşık Ruhsati, Kader (roman), Sivas Sultanı Kadıburhanettin, Duygu Dünyası, mevlana ve Mesneviden Seçmeler.
Ömrünü Türk kültürüne hizmet etmeye adamış olan Vehbi Cem Aşkun 1979 yılında vefat etmiştir.

İbrahim ARSLANOĞLU (1920-1995)
1920 yılında Tokat’ta doğdu. 1944 yılında Sivas İlköğretmen Okulundan mezun olup vatani görevini yaptıktan sonra Sivas’ın Divriği ilçesine öğretmenlik görevine atandı. Bulunduğu yerde halk Edebiyatı ve folklor araştırmalarına yönelerek çalışmalarını 4 Eylül, Yeni Meçmua, Yapı ve Sivas dergilerinde yayınlanmaya başladı. 1973 yılında Sivas Folkloru dergisini çıkardı, 1979 yılına kadar 78 sayı basıldı. Altı ciltlik bu eser Sivas folklorunun araştırılmasında ve tanıtılmasında en önemli kaynak oldu. Bu arada yirmiye yakın kitap yayınladı. 1981 yılında İhsan Hınçer Türk Folkloru’na hizmet Ödülünü aldı.
Türk folkloruna yaptığı büyük hizmetlerinden dolayı 1995’te Cumhuriyet Üniversitesi’nce “Onursal Bilim Doktorluğu” ünvanı verildi ve aynı yıl İstanbul’da vefat etti.

Prof.Dr.M.Kaya BİLGEGİL (1921 – 1987)
Bilim adamı, yazar. Gürün’de doğdu. Orta öğrenimini Gürün, Sivas ve İstanbul’da yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. İzmit, Trabzon ve Adana Liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı.
Akademik hayata geçiş yaparak çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği ve fakülte dekanlığı yaptı. 1987 de İstanbul’da vefat etti.

İlhan BAŞGÖZ (1924 -  )
Yazar, araştırmacı, Gemerek ilçesinde doğdu. Yüksek öğremini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladı. Folklor kürsüsünde asistan olarak çalışmaya başladı. Çalıştığı kürsü kaldırılınca Tokat Lisesi edebiyat öğretmenliğine atandı. Çeşitli dergilerde halk bilgisi üzerine yazıları yayınlandı.  Halkbilgisi konusunda hazırladığı teziyle doktor oldu.
Daha sonra çalışmalarını yurt dışında sürdürdü. Amerika Birleşik devletleri Indiana Üniversitesi Asya Araştırmaları Enstitüsünde öğretim üyesi oldu. Türk Halkbilgisi konusunda derleme ve incelemeleri vardır.

Prof.Dr.Sedat Veyis ÖRNEK (1927-1980)
Bilim adamı, yazar. Zara İlçesinde doğdu. Orta öğrenimini Sivas’ta yaptı. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladıktan sonra Almanya’da Tübingen Üniversitesi’nde dinler tarihi ve etnoloji alanında doktora yaptı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde etnoloji asistanı (1961), doçenti  ve profesörü (1971) oldu.
Sivas Hakikat gazetesinde 1949’da yayınlanan ilk öyküsünden sonra Varlık, Değişim, Sır, Türk Dili dergilerinde öyküleri, eleştirileri, kısa oyunları, çevirileri yayınlandı. Daha çok oyun yazarı olarak tanındı. Kurt, Pirinçler Yeşerecek, Manda Gözü adlı oyunları yazdı.

Hasan Hüseyin KORKMAZGİL (1927-1984)
Şair, yazar. Gürün’de doğdu. Orta öğrenimini Niğde Ortaokulu ve Adana Erkek Lisesinde yüksek öğrenimini Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünde tamamladı. 1955-1960 arasında Gürün ve Sivas’ta arzuhalcilik, tabelacılık, hayvan bakıcılığı, toprak işçiliği yaptı.
Daha sonra Ankara’da Akis dergisinde çalıştı. Gazete ve dergilere Hüseyin Korkmazgil imzasıyla mizah öyküleri, fıkralar yazdı. Forum dergisini devralıp, yönetti (1968-1970) İlk şiiri 1959’da Dost dergisinde yayınlandı. Daha sonra Yelken, Ataç, Varlık, İmece, Yön, Sosyal Adalet dergilerinde çıkan yazı ve şiirleriyle tanındı. 1963’de yayınlanan Kavel adlı bir şiir kitabıyla 1964 Yeditepe Şiir Armağanı’nı 1971’de Kızılkuğu kitabındaki şiirleriyle TRT Şiir Sanat ödülünü aldı. 1981’de Filizkıran Fırtınası adlı yapıtıyla Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü ile Nevzat Üstün Şiir Ödülü’nü kazandı.

Şemsi (Şemseddin-i) Sivasi (1520 - 1597)
Tokat'ın Zile ilçesine bağlı Silis köyünde doğan Şemseddin Sivas'î, alim ve mutasavvıf bir şairdir. Babası Seyyid Mehmet Ebulberekât'tır.
Ahmet Yesevi'nin Horasan Erenleri Zinciri'nden olan Ebulberekât Horasan'dan Anadolu'ya kırk kadar sofisi ile gelmişti. (Bazı kaynaklarda 28 sofisi ile geldiği belirtilir.) Kendisi Hüseyini olduğu için seyyid lakabını almıştır.
Halk arasında Şems'ül Aziz veya esmerliğinden dolayı Kara Şems denilen şairin asıl adı Ahmed, künyesi Ebu's-senâ lakabı ise Şemseddin'dir. Şiirlerinde Şemsi mahlasını kullandı. Ebulberekât'ın dört oğlundan biri olan Şemseddin Ahmed, yedi yaşında babası ile Amasya'ya giderek Şeyh Muslihiddin 'in sevgisini kazandı. Ardından Tokat'a giderek Arakiyecizâde Şemseddin Efendi ile Şeyh Şirvani'den ilim tahsil etti. Daha sonra İstanbul'a giderek ilmini daha da derinleştirdi, müderrisliğe yükseldi. Bir gün kazaskeri ziyarete gittiği zaman mevki isteyenlerin küçülmelerini görerek üzüldü ve tasavvufa yöneldi. Devrinde büyük şöhrete kavuşan Şemseddin Ahmed, hac görevini ifa etti. Dönüşünde tekrar İstanbul'da Zile ve Tokat'tan sonra Sivas Valisi Hasan Paşa tarafından yaptırılan Meydan Camii'nde göreve başlamak üzere Sivas'a geldi. Sivas'ta çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Hayveti Tarikatının Şemsiyye konulu kurdu. Seksen yıla yakın ömrünü ilme, öğrenci yetiştirmeye, eserlerini yazmaya ve irşadlarda bulunmaya vakfetti, ünü Sivas'ın dışına da yayıldı. III.Mehmet ile Eğri seferine katıldı. Din, devlet ve millet bütünlüğüne yürekten inanmış bir kimse idi. Devletin bekası için yaşının ilerlemiş olmasına bakmadan, padişahtan davet geldiğinde "işittik, itaat ettik, zaten biz her an hazırlıklıyız. Bismillah, hemen gidelim" diyerek yollara düştü. 1597 (H.1006) yılında vefat etti ve Meydan Camii'nin kuzey tarafında bulunan türbesine defnedildi.
Nuh felek şemsi toplandı nur ile ölümüne düşürülen tarihlerden biridir. Soyundan gelen Abdülmecit Sivasî, Abdullahad Nuri, Ahmed Sûzî ve Recep Kâmil de güçlü mutasavvıf şairlerdir. Dergahın son şairi Şeyh Ahmed Güneren (Rindi)dir. Yazmış olduğu kırka yakın eserde, yüksek bir din kültürüne sahip olduğu görülen Şemseddin Sivasî, Arapça ve Farsça'ya da çok iyi vakıftır. Şiirlerini tasavvufi fikirlerini ifade etmek ve yaymak amacıyla yazmış olup, şiiri bir vasıta olarak görmüştür. Duygu ve düşüncelerini içten ve özlü bir şekilde ifade etmiş, aruz ve hece vezni ile söylediği şiirlerinde Allah ve Hz.Peygamber sevgisini dile getirmiştir. Bestelenmiş bir çok ilahisi bulunan Şemseddin Sivasî, Mevlid de kaleme almıştır. Şemsi'nin mevlidi baştan başa tasavvufî bir eserdir, günümüzde de okunmaktadır. Şiirlerinden bazıları didaktik özellikleri dolayısıyla halk arasında ezbere bilinen Şemseddin Sivasî'ye, Sivas halkı sevgi ve hürmetleri dolayısıyla Şems'ül-Aziz adını da vermiş, onu Sivas'ın manevi koruyucularından addetmiştir. Türbesi evliya kabri olarak ziyaret edilen Şemseddin Sivasî ile ilgili olarak çeşitli menkıbeler de halk arasında bütün canlılığı ile yaşamaktadır.

Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas'ın Kangal İlçesinin Minarekaya köyünde doğdu. İlkokulu Minarekaya'da okudu; bu dönemde Bektaşi Cem cemaatlerinde, yörenin seyitlerinin ve ozanlarının etkisinde kalarak saz çalıp söylemeye başladı. Malatya'da ortaokulda okurken, ekonomik yetersizlikler nedeniyle ikinci sınıftan ayrıldı. Küçük yaşlardan itibaren şiir yazdı, deyiş ve nefes kurdu. Bağlamasıyla birlikte zakirlik yaptı. 1970 yılında İstanbul'a yerleşti. 1970'li yıllarda söz ve müziği kendine ait olan ilk 45'lik plağı çıkardı. Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan, Aşık Veysel doğrularından yola çıkarak kendine insan sevgisini şiar edindi, tüm yaptıklarında bu ana temayı temel aldı. 1972 yılında, kendisinin de çok saygı duyduğu Seyyit Halil Çiftlik'in kızı Muhibe Leyla Çiftlik ile evlendi. Bu evliliğinden Pınar, Çınar ve Damla adlarında üç kızı oldu

Pir Sultan
Halk  şairi.  Pir  Sultan,  Sivas'ın  Yıldızeli  İlçesi'nin  Banaz  Köyü'nde doğdu.  Asıl  adı Haydar'dır. Sivas Valisi Hızır Paşa önce hapsetti sonra da halkın Siyaset Meydanı adını verdiği yerde idam ettirdi. Pir Sultan, Edebiyat tarihimizde dörtyüz yıldan beri değerinden hiçbir şey kaybetmeyen ve halk pınarımızın gür ve berrak gözelerinden biridir. Pir Sultan üzerinde yıllarca çalışarak Pir Sultan Abdallar kitabını yayımlamış olan Edebiyat Tarihçisi İbrahim Aslanoğlu, Pir Sultan' ı şu şekilde' değerlendirmekte ve yanlış yorumlandığını belirtmektedir. Deyişlerinin coşkulu, inançlı ve herkesin^ anlayabileceği  sadelikte olması,  duygu  ve  düşüncelerini  rahatlıkla ve ustalıkla söyleyebilmesi, dizelerinin ve dörtlüklerinin kendi aralarında bütünlük göstermesi, kelime oyunlarına iltifat etmemesi, köylümüzün  diliyle  söylemesi,  sosyal  konulu  şiirleriyle günümüz  insanının  dert  ve  dileklerine, tercüman olması, ayni mahlası taşıyan şairlerin deyişlerinin ona mal edilmesi, Pir Sultan'ın idam edilmesiyle dikkat ve ilgileri üzerinde toplamış olması ve de son olarak onunla ilgili yapılan sürekli yayınlardır. Özellikle idamı ve başka şairlerin şiirlerinin ona mal edilmesi, Pir Sultan'ı çok boyutlu bir şair gibi göstermeye zemin hazırlamış ve Pir Sultan 'ı başka bir hüviyete büründürmüş, hatta zararı da olmuştur. Bu sebeple kendi düşüncesine uygun bir sürü asi ile devlete baş kaldıran bir zorba,* haksızlığa ve zulme karşı mücadele eden bir feda), İran Şahı ile işbirliği yapıp, Alevilerin yoğun olduğu Doğu Anadolu'yu İran'a bağlamak isteyen bir Safavi hayranı ve bu uğurda asılmayı dahi göze alan bir kahraman haline getirildi. Aslında Pir Sultan; Hz.Ali ve Oniki imam sevgisiyle sarhoş, Alevilik kurallarını açık ve seçik bir dille anlatan, günlük hayatını kendi halinde sürdürmeye gayret eden coşkulu, yetenekli ve kudretli bir saz şairidir. Aşın duygu ve eylemlerle hiç ilgisi olmadığı halde, zamana ve zemine göre duygu ve düşüncelerini ifadeden sakınmayacak kadar inatçı oluşu ve kendisine yapılan iftiralar asılmasına sebep olmuştur. İ. Aslanoğlu 1- Pir Sultan (Banazlı) 2- Pir Sultan Abdal 3-Pir Sultan'ım Haydar (Merzifon ve Çorumlu), 4- Pir Sultan Abdal (Halil İbrahim), 5- Abdal Pir Sultan (Artova'nın Daduk köyünden olması muhtemel), 6- Pir Sultan Abdal (Aruz Şairi) olmak üzere ahi Pir Sultan  tespit  ettiğini,  bu  sayının  artacağını,  eksilmeyeceğini  belirtmektedir.  Özellikle  sairin ölümünden  sonra  söylenenlerin  onun  tarafından  söylenemeyeceğinden  hareketle  ve  dil,  üslup özelliklerini dikkate alarak bu ayırımı yapmıştır. İlhan Başgöz ve Sabahattin Eyüboğlu bütün bu şiirlere Pir Sultan'ın şiirleri değil de Pir Sultan Geleneği adını vermişlerdir. (Yunus Emre Geleneği, Karacaoğlan Geleneği gibi) Aslanoğlu kitabında sairleri ve şiirleri ayırma işini ilk defa yapmış, her biri kendi bölümünde olmak üzere ahi şairin toplam 439 şiirine yer vermiştir. Pir Sultan'a ait olan 161 şiir incelendiğinde bu deyişlerde, İslamın temel ibadetlerini, inancını görmek mümkündür.
 Hak Muhammed Ali geldi dilime
Mürvet günâhıma kalma yâ ali
Külli günâhımı aldım elime
Mürvet günâhıma kalma yâ Ali
 Hadîce Fâtıma mihr-i mahabbet
Yine senden olur kuluna rahmet
İmam Hasan İmam Hüseyn mürüvvet
Mürvet günâhıma kalma yâ Ali
 İmam Zeynelâbidîn'e erelim
İmamların dîvanına duralım
Doksan bin erlere niyâz edelim
Mürvet günâhıma kalma kalma yâ Ali
 İmâmı Ca'fer'dir dîdemin nuru
İmam Bâkır imamların süruru
Dilerim çektirmeye âh ü zârı
Mürvet günâhıma kalma yâ Ali
 Mûsi-i KÂzım'dan İmamı Rızâ
Umarım inâyet edesin bize
Günahım çok benim deyeyim size
Mürvet günâhıma kalma ya Ali
 İmam Taki İmam Naki'dir virdim
Anlara sığındım dayandım durdum
Hasan-ül-Asker'e yüzümü sürdüm
Mürvet günâhıma kalma ya Ali
 Pir Sultan'ım tamam oldu sözümüz
Muhammed Mehdi'ye var niyâzımız
On iki imâma bağlı özümüz
Mürvet günâhıma kalma yâ Ali

Abdulkadir Galâmi (1854 - 1886)
Mur Ali Baba'nın büyük oğludur. Babasından sonra postnişan olmuştur.Gulâmi, ilk tahsilini babasından ve Altınoğlu Hoca Mehmet Efendi'den aldığı derslerle yapmıştır. Ardından da Sivas'ın o zamanlar en meşhur bilginlerinden olan "Ehramîzade Hoca Mehmed Efendi"nin derslerine devam ederek icazetnamesini almıştır.
Gulâmi, çok okuyan, okumayı seven okuduklarını tahlil eden bir şairdir. Aslında onu başarıya ulaştıran işte bu özellikleridir. Zamanının şairleri arasında bilgisi ve kültürü yönünden büyük bir önemi vardır. O günlerde Sivas'a vali olarak gelen Sırrı Paşa, Abidin Paşa gibi şahsiyetler Gulâmi'nin bilgi ve kültüründen çok faydalanmışlardır. Ölümünden sonra Vali Sırrı Paşa çok üzülüyor, hatta günlerce ağlıyor. Gulâmi, babasının ölümünden sonra Sivas'taki Kâdiri tarikatının postnişanı olmuştur.
Gulâmi, sadece tekkede ve post üzerinde hayatını geçiren bir şair değildir. O, Sivas'ın ilk milli eğitim müfettişlerindendir. Uzun müddet öğretmenlik de yapmıştır. Daha sonra milli eğitimden ayrılıp, muhasebecilik yapmıştır. Bir müddetbu görevde kaldıktan sonra kendi isteğiyle memuriyet hayatından ayrılmıştır.
Gulâmi, Sivas şairleri içcinde en lirik olanıdır. O, hayatı kesinlikle sevmez:
"Dünyada GULÂMİ bulayım rahat dersen
Haktan kesilüp haliki yar etmeli şimdi"
^Hayatında bir an bile gülmediğini söyleyen şair, karamsardır. Bu yüzden de 32 yaşında iken vefat etmiştir. Gulâmi bu zamansız ölümüyle Sivaslı ve Sivaslıları büyük üzüntüye sokmuş, memleket irfan hayatı için yeri doldurulamayacak bir kayıp olmuştur.

Aşık Veysel  (1894 -1973)
Türk Halk şiirinin en güçlü temsilcilerinden biri olan Aşık Veysel, Rumi 1310, Miladi1894yılında Sivas'a bağlı Şarkışla İlçesi'nin Sivrialan Köyü'nde doğmuştur. Bunu "Üçyüzonda gelmiş idim cihana" mısraıyla kendisi de teyit etmektedir. Babasının adı Ahmet, annesinin adı Gülizar'dır. Aşık Veysel'in kendisinden büyük Ali isminde bir ağabeyi ile kendisinden küçük Elif isminde bir kız kardeşi vardır.
Veysel, yedi yaşına kadar her sağlıklı çocuk gibi büyüdü. Fakat yedi yaşında o yıl Sivas'ta salgın olan çiçek hastalığına yakalanarak sağ gözünü kaybetti. Bir müddet sonra da sol gözüne perde indi.
Babası sol gözündeki perdeyi aldırmak için şimdi Yozgat iline bağlı Akdağmadeni'ndeki göz doktoruna götürmeye karar verir. Ancak kader, oyununu oynamaya devam eder. Bir gün anası inek sağarken Veysel de onu seyre dalar. O sırada babası, Veysel'in arka tarafından yanlarına doğru gelir. Veysel, babasının geldiğini duymaz. Babasının "Veysel" diye seslenmesiyle arkaya döner. Arkaya dönmesiyle birlikte babasının koltuğunun altındaki övendire (ucu çivili sivri değnek) Veysel'in sol gözüne saplanır. O gözünü de maalesef kaybeder. Veysel bu olayı:
Genç yaşımda felek vurdu başıma
Aldırdım elimden iki gözümü
Yeni değmiş idim yedi yaşıma
Kayıb ettim baharımı yazımı
diyerek hüzünle hatırlayacaktır.
Peşpeşe gelen bu aksilikler sonucu babası, Veysel'i avutmak için halk şairlerinin şiirlerini ezberleterek oyalamaya çalışır. Veysel sever şiirle uğraşmayı... Köylerine gelen halk ozanlarını büyük ilgiyle dinler, onlara yakınlık duyar. Onun bu durumu babasının gözünden kaçmaz. Derdini unutsun diye Veysel'e bir saz alır. Veysel sazla uğraşmaya, çalmaya başlar. İlk saz dersini babasının yakın arkadaşı Çamşıhlı Ali Ağa'dan alır.
Bu arada Veysel'in yaşı da gittikçe ilerler. Ailesi onu evlendirmeye karar verir. Aynı köyden Esma adlı biriyle evlendirirler. Veysel'in, Esma'dan iki çocuğu olur.
İkinci çocuğu daha on günlük iken anasının memesi ağzına tıkanarak ölür. Veysel yıkılır ama bu yıkılışla da kalmaz. Eşi Esma evden kaçar. Bu da yetmez anne ve babasını kaybeder. Felaket bir kere gelmesin, gelince üst üste gelir. Bu defa da Esma'dan doğan birinci çocuğunu kaybeder.
Bu felaketlerden sonra Veysel, içine kapanır. Kimseyle konuşmaz, görüşmez olur. Tek dostu sırdaşı sazdır. Sazıyla dertleşir, konuşur, ağlar... Veysel'in bu durumu hem akrabalarını, hem de komşularını çok üzer. Bir araya gelip Veysel'i tekrar evlendirmeye karar verirler.
Evlendirirler de Veysel'i. Yeni karısından Veysel'in yedi çocuğu olur. Bu çocuklardan bbiri ölür ama ikisi oğlan, dördü kız altısı yaşar.
Veysel bu arada başka aşıkların türkülerini çalıp söyler. Bilinmez bir nedenle hiç kendi türkülerini çalıp söylemez. Ta ki ünlü şairimiz Ahmet Kutsi Tecer ile tanışana kadar.
Ahmet Kutsi Tecer, Veysel'i sever, beğenir. Onu teşvik eder, kendine güvenini sağlar. İşte o zaman Veysel yavaş yavaş kendi eserlerini çalış söylemeye başlar.
Cumhuriyetimizin Onuncu yılında bütün ozanlar Cumhuriyet ve Atatürk üzerine şiirler yazarlar. Bu ozanlar arasında Veysel de vardır. Yazdığı şiiri hem Ankara'da, hem de İstanbul Radyosu'nda çalıp okur. Atatürk, kendisiyle tanışmak isterse de kısmet olmaz. Böylece Veysel, çok istediği halde Atatürk'le tanışmak fırsatını kaçırır.
Kendine güveni artan Veysel, artık köyünde durmaz. Adaşı Küçük Veysel'le bütün yurdu gezer. Gezdiği yerlerde çalıp söyler ve büyük beğeni kazanır. Çeşitli köy Enstitülerinde saz öğretmenliği yapar. Ünü bütün yurda yayılır. 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi ona "Ana dilimiz ve Milli birliğimize yaptığı hizmetlerden dolayı" vatani hizmet tertibinden özel bir kanunla o günkü parayla (500 TL) maaş bağlar.

Külhaşzade Rahmi (1870 - 1910)
Sivas'ta "Şair-i mader zat" halk tarafından da "Anadan doğma şair" olarak tanınan Külhaşzade Rahmi, Sivas'ın Külhaşoğullarından ailesine mensuptur. Sivas'ta doğmuştur. Rüştiye Mektebinden başka, Mektep ve medrese görmediği halde çok güçlü bir şairdir. Vehbi Cem Aşkun onun için "istanbul'' da yetişip, tahsil görseydi, biraz da masaade-i bahta mazhar olmuş olsaydı çok değerli bir şair olurdu" demekte onu "gün görmeden açılan ve paymâl olan bir gonca-i zekâ" olarak nitelendirmektedir.
Sivas'lılar tarafından çok sevilen ve tanınan Rahmi, eski bir saz şairinin son örneklerinden biridir. Tamamiyle "huday-inâbit bir ehl-i dil"dir.
Rahmi, bazı büyük halk şairleri gibi pir elinden aşk badesini içmiştir. Bunu şöyle anlatıyorlar:
"Şair, 15 yaşlarında iken ilgili bulundukları Küpeli Köyü'ne gider. O köyde yatan Küpeli Baba gece rüyasına girerek şaire bir dolu testi sunar. Bu aşk badesini içen şair, artık ruhunda bir galeyan duymaya başlar. Çok ince hisli ve coşkun bir şair olan Rahmi, aşkı şevkinden daima ağlar, içini yakan ilahi bir aşkın etkisiyle gazeller, koşmalar yazar, bu suretle içinin alevini dışarı döker, gezermiş."
Kuvvetli bir din terbiyesi alarak büyüdüğü için ateşin bir müslüm kuvveti taşırdı. "Allah" dediği zaman yüreği ağzına gelirdi. "Muhammed" derken hüngür hüngür ağlardı. Bu derin ve coşkun dindarlık onu şair yapardı. İmanını yıllarca şiir olarak haykırdı. Bilahare bir güzele aşık oldu, kendini kaybetti. Sonunda hastalandı 35 yaşında vefat etti.
Şair'in Kardeşi Albay Mustafa Külhaşoğlu Atatürk ile beraber Sivas Kongresi çalışmalarında bulunmuş, Kurtuluş Savaşında yaralanıp gazi olunca Yıldızeli İlçesine yerleşmiştir. Torunu Nami Külhaşoğlu ise uzun yıllar Yıldızeli Kaymakamlığı yapmıştır. Şair Sivas'ın köklü ailelerindendir.

Abdulahad Sivasi (Nuri-i Sivas-i (1594 - 1650)
Mutasavvıf şair olan Abdulahad Sivasî, Sivas'ta doğdu. Hem ana, hem de baba tarafından Şemseddin Sivasî'nin kardeşlerinin torunudur. Abdulahad Nuri'nin annesi, Şemseddin Sivasî'nin kardeşi Muharrem Efendi'nin kızıdır. Babası ise Şemseddin Sivasi'nin diğer kardeşi İsmail Efendi'nin oğlu Kadı Müslihiddin Mustafa Safayı Efendi'dir. Abdulahad Nuri, dayısı Abdulmecid Sivasî'nin Sultan IV. XMehmet tarafından İstanbul'a davetiyle, onunla beraber İstanbul'a gitmiş, küçük yaşta babasını kaybeden nur ile dayısı meşgul olmuştur. Nuri, öğrenimini devrinin önde gelen alimlerinden yaparak icazet almış, sülûkünü de dayısından tamamlamış yine onun tarafından irşad görevi ile Midilli adasına gönderilmiştir. Halvetiyye tarikatının Şemsiyye kolunun Sivasîyye Şubesi şeyhi olan Nuri, buradan 1614 yılında İstanbul'a çağrılarak Mehmet Ağa Tekkesi şeyhi olmuş, 1631'de Fatih, 16341'de Beyazıt, sonra da Ayasofya Camii'ne vaiz tayin olunmuştur. Vefatına kadar (1650) bu görevde kalmış olup, zamanını irşad ve eserler yazmakla geçirmiştir. Türbesi Eyüp Nişancası''da dayısı Abdulmecid Sivasî''in türbesi karşısındadır.
Abdulahad Nuri'nin tasavvuf ilmine vukûfiyeti ve rüya tabirleri konusundaki kudreti herkes tarafından teslim edilmişti. Şiirlerinde Yunus vari bir eda sezilir. 130 kadar ilahisinin bulunduğu müretteb divanıyla birlikte otuza yakın Türkçe ve Arapça eseri vardır.

Kul Himmet Üstadım (XIX.Yüzyıl)
Divriği'nin Karageban bucağına bağlı Örenik köyünde doğmuş, yine aynı köyde ölmüştür. Asıl adı İbrahim olup, Öksüzoğulları sülalesindendir. Hızır'ın elinden dolu içerek aşıklığa başladığı rivayet edilir. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemektedir. Yedi sene gurbet dolaşmıştır. Sağlığında pek ünlü olmayan İbrahim, XVI.yüzyılda yaşayan Tokatlı Kul Himmet'ten etkilenerek, şiirlerinde Kul Himmet Üstadım mahlasını kullanmıştır. İmranlı'nın Süğütlü köyünde yaşayan Hatice (Hacik kız)de şiirlerinde Kul Himmet Üstadım mahlasını kullanmıştır. İbrahim Aslanoğlu hazırladığı Kul Himmet Üstadım (19959 adlı kitapta 84 şiirini yayımlamıştır.)
 

Feryadi (1914 – 1987)
Asıl adı Mustafa Çağıran’dır.  Ulaş’ın Baharözü köyünde doğmuş, yine bu köyde vefat etmiştir. Köyünde çobanlık ve çiftçilik yapmıştır. Ümmetuşağı sülalesinden olan Mustafa’nın ömrü yoksullukla geçmiştir. Dört kere evlenmiş ve bu evliliklerden on altı çocuğu olmuştur. 1980 yılında gözlerinin kaybetmiş, ne kadar uğraştıysa da tedavilerden bir sonuç alamamıştır. Şiir yazmaya on beş yaşında başlamıştır. Bu, rüyasında kendisine sevdiği kız Güldane’nin aşkına bade verilmesinden sonra olmuştur. İrticalen şiir söyleyebilen Mustafa’ya Feryadî mahlasını da Altınyayla’nın Şahlı köyünden Has Sait Efendi vermiştir. Saz çalmayan Feryadî’nin hemen her konuda şiiri olmakla biraber, aşk ve sosyal konulu olanlarıağırlıktadır. Hakkında dört kitap çıkarılmış olup, sonuncusu Âşık Feryadî adıyla Kadir Pürlü ve Kutlu Özen’e aittir.

Emsalî (1900 – 1978)
Asıl adı Mustafa Turgut’tur. Kangal’ın Sekiliyurt Köyünde doğmuş Konya’da vefat etmiştir. Babası Mollahasanoğlu sülalesinden Osman Efendi’dir. Ömrünün büyük bölümü köyünde geçirmiştir. Çiftçilik ve imamlıkla geçimini sağlayan Emsalî, askerlik hizmetini Kayseri ve Konya’da yapmıştır. Adını ve mahlasını Âşık Ruhsati koymuştur. Emsalî, edebiyatımızda kundakta iken mahlası verilen tek aşığımızdır. Onbeş yaşında iken bir güzelin elinden dolu içerek aşık olmuştur. Saz çalamayan Emsalî, çevresinde başta sanatı ve icazet olmak üzere birçok aşıkla karşılaşmalar yapmıştır. Aşk, dini ve öğüt şiirleriyle dikkati çeken bir âşıktır.

VELİ  (? – 1853)
Şarkışla’nın Ağcakışla bucağına bağlı iğdecik köyünde doğmuştur. Babasının adı Hüseyin, anasının adı Kamer’dir. On yaşındayken babasının çok geçmeden de anasının kaybetmiştir. Geçimini çobanlıkla sürdürmüştür. İki kere evlenmiş, bu evlilikten dokuz çocuğu olmuştur. Sevdiği kız olan Telli’yi alamayınca içli şiirler söylemiştir. Şiirlerini duyan Kale köyündeki Âşık Kemter yanına çağırtmış, kendisine çırak edinmiştir. Yönetim aleyhine yazdığı şiirden dolayı, patişah tarafından Yemen’e sürgüne gönderilmiştir. Şiirlerinde, genellikle Alevî- Bektaşî inancını dile getiren konulara yer vermiştir.

İbrahim ASLANOĞLU  (1920 -  1995)
Tokat’ta doğmuş olan İbrahim Azlanoğlu, Hacı Hasan Efendi’nin torunu, Osman Efendi ile Emine Hanım’ın oğludur. İlk ve ortaokulu Tokat’ta okuduktan sonra 1944’de, Sivas İlköğretmen Okulunundan mezun olmuştur.1945-1947 yıllarında Askerlik görevinin yapmıştır. Askerlik sonrası Divriği'nin Cumhuriyet İlkokulu'nda öğretmenlik mesleğine döndükten sonra burada onaltı yıl çalışmıştır. 1963'te Sivas'a naklini aldırmış, 1976'da emekliye ayrılmış, bir yıl sonra İstanbul'a taşınmıştır. Evli ve iki çocuk sahibi olan Aslanoğlu İstanbul'da vefat etmiştir. Ortaokul sıralarında şiir yazmış olan Aslanoğlu ilk şiirini 1941 yılında yayımlama imkanı bulmuştur. 1950 yılından sonra şiiri yazmamış, kendisine şöhret sağlayan halk edebiyatı ve halkbilim alanında yönelmiştir. Derleme ve araştırmalarını Sivas'ta yayımlanan 4 Eylül, Yayla, Yeni Mecmua, Yapı, Su ve Sivas gibi dergilerde yayımlamıştır. Sivas halk kültürüne dolayısıyla Türk kültürüne yaptığı en büyük hizmetlerden olan aylık olarak çıkardığı Sivas Folkloru (78 sayı) dergisini 1973-1979, Türk Folkloru (93 sayı) dergisini de 1979-1991 yılları arasında çıkarmıştır. İkinci dergi daha sonra oğlu Erkan Aslanoğlu'nun çıkardığı 96. sayı ile tamamlamıştır. Araştırma ve derlemelerini ise şu kitaplarda toplamıştır: Cıvıltılar (Şiir kitabı), Divriği Şairleri, Her Yönden Sivas, Aşık Veysel, Seyit Türk, Sivas Halk Şairleri Bayramı, Külhaşzade Rahmi, Kul Himmet Üstadım, Yalınkat, Pir Sultan Abdallar, Aşık Veli, Söz Mülkünün Sultanları, Şah İsmail Hatayi ve Anadolu Hatayileri , Türk Masalları.

RUHSATİ  (1835 - 1911)
Asıl adı Mustafa olan Ruhsat? Sivas'ın Kangal İlçesine bağlı Deliktaş Köyünde H.1251 (M.1835) yılında doğmuştur. Şiirlerinden babasının adının Mehmet olduğunun öğrenilmesine karşılık, annesinin ismine tesadüf edilememiştir. Ünlü araştırmacı yazar Eflatun Cem Güney, annesinin isminin Safiye olduğunu söylemektedir.
Fakir bir ailenin çocuğu olan Ruhsatî oniki yaşında iken babasını kaybetmiştir. Babasının ölümü üzerine Deliktaş ağalarından Ali Ağa'nın yanında azaplık etmiş, çeşitli işlerde çalışarak geçimini sağlama uğraşı vermiştir.
Kuvvetli bir tahsil görmemiş olan Ruhsatî'nin şiirlerinde Arapça'ya kısmen de olsa vakıf olduğu anlaşılmaktadır.
Ruhsatî’nin başından dört nikâh geçmiştir. İlk karısı Meryem dediği Mihri'dir. Mihri ölmüş beş çocuğu öksüz kalmıştır. Eflatun Cem Güney, Mihri'nin ölümünden sonra Ruhsatî'nin Ayşe adında bir kızla evlendiğini söylemektedir. Fakat bunun da ömrü vefa etmemiş, genç yaşında ölmüştür. Ruhsatî Mihri'nin ölümüyle kaybettiği sevgiyi üçüncü karısı Fatma'da bulmuştur. Fatma'nın da ölmesiyle dünyası kararmış, onsuz dünya gözüne görünmez olmuştur.
Ruhsatî dördüncü evliliğini Mühimme ile yapmıştır. Ancak Mühimme hakkında geniş bir bilgi mevcut değildir.
Dört defa evlenen Ruhsatî'nin bu evliliklerinden yirmi üç çocuğu olmuştur. Ancak bunlardan çoğu sağlığında vefat etmiştir. Hatta bir günde dört çocuğunu birden kaybettiğini şiirlerinde belirtmektedir.
Ömrünün tamamını doğduğu köyde geçiren Ruhsatî, hayatının sonlarında da köyünde imamlık yapmıştır. H.1327 (M.1911) yılında vefat eden Ruhsatî'nin mezarı doğduğu köy olan Deliktaş’tadır.        
Ruhsatî alçak gönüllülüğüyle, mütevazi karekteriyle herkes tarafından sevilip sayılan bir insandır. Yazdığı taşlamalarında bile munistir. Haramdan koğuculuk ve gıybettenömrü boyunca kaçmıştır. Kendine emanet edilen sırları ne pahasına olursa olsun saklamasını bilmiştir. Basiret, kanaat, tevazu ve iz'an sahibi birisidir. Kimseyi kıskanmamıştır. Kimsenin malına göz dikmemiştir. Dinine aşk derecesinde bağlı bir insandır. Hayatı hep yoksullukla geçmiş, öyle günler olmuşt^rj^ borcunu ödeyemez
durumlara düşmüştür. Devrin ileri gelenlerinden ve zenginlerinden yardım telebinde bulunurken bile onurundan taviz vermemiş, dilenci durumuna düşmemiştir.
Ruhsatî, âşıklığı genç yaşta elde etmiştir. Kendisi bunu bade içmesine bağlamaktadır.
Onun ne Sümmani'nin Gülperi'si, ne de Feryadi'nin Güldane'si gibi hayaline yandığı bir sevgilisi vardır. Çevresinde Hak aşığı olarak bilinen Ruhsati'ye âşıklık "Bismillah" ile verilmiştir. Şiirlerinde Ruhsat, Ruhsat Baba, Aşık Ruhsat ve genellikle de Ruhsatî mahlasını kullanmıştır. İrticalen söyleyebilen şair, saz çalmasını bilmemektedir.
Ruhsatî, anlatmak istediği düşünceyi gayet usta bir söyleyişle dile getirmesini bilmiştir. Şiirlerinde tekrara düşmemeye özen gösterir. Ancak ifadeye kuvvet vermek isterken şuurlu olarak tekrara başvurur.
Bunu yaparken de sıkıcılığa düşmediği gibi, üslubuna ahenk katar. Ruhsatî'nin şiirlerinde en göze çarpan özellik tasvirlerdir. Öyle  tasvirler vardır ki, çoğu aşıklarda rastlanılmayacak güzelliktedir. Djğer âşıklarda olduğu gibi Ruhsatî de şiirlerinde aşk, tabiat, gurbet, şlama, tenkit, şikâyet, dilek, mistik düşünce ile fanilik
ele almıştır, Şiirlerini  8, 11, 14 ve 15 hece ile söylemiştir. Nadir de olsa 5 ve 7 heceli şiirleri vardır. Aruz vezni ile de şiirler yazmışsa da bunda pek başarılı olamamıştır. Şiirleri teknik yönden oldukça başarılıdır. Gereği gibi okuyamayan şairin en büyük düşmanı cehalettir. Ona göre insanı insan yapan en önemli özellik eğitim ve terbiyedir. Ferdin, ailenin, toplumun ve milletin huzuru için sağlam bir terbiye ile köklü bir eğitim esastır.
Ruhsatî'nin şiirleri incelendiğinde, onun, en çok Karacaoğlan'ın etkisinde kaldığı görülür. XVII. Yüzyılın güçlü temsilcilerinden Aşık Ömer ve Gevherî'nin de Ruhsatî de etkisi görülür. Ayrıca Ruhsatî, Pir Sultan, Kul Himmet Üstadım ve Dadaloğlu gibi âşıklarla, çağdaşı aşıklardan Dertli ve Seyrani'nin de etkisinde kalmıştır. Başta oğlu Minhacî, Meslekî, Zakirî (Noksanı), Emsalî ve Tabibî gibi âşıklar Ruhsatî'den etkilenmişlerdir. Bekir Kılıç, Dilhanî, Ehramî, Firakî, Gafili Hamza, Sızırlı Hasan, Hitabî, Kelamî, Kenanî, Memiş Eroğlu, Muzaffer, Nedimî gibi âşıklar da Ruhsati'yi usta kabul etmişlerdir.

MİNHACI (1862 - 1901)
Asıl adı Ali olup Âşık Ruhsatî'nin oğludur. Annesinin adı Meryem'dir. Kangal'ın Deliktaş köyünde doğmuş, ömrünü burada tamamlamıştır. Çocukluğunda Karacalar tekkesindeki Müderris Hasan Efendi'den ve Sivas'ın Koyuncu köyünden olan Seyit Efendi'den dersler almıştır. Bu yüzden çevresinde Molla Ali olarak bilinmiştir. Mizaç itibariyla içine kapanık, sakin ve çevresindekilere saygılı, bildikleri ve inandıklarıyla amel eden yapıda birisidir. Köyünde Ağkız olarak bilinen Hatice ile evlenmişse de bu evlilik yedi sene kadar sürmüş ve eşi Hüyüklüyurt köyünden Osman'la evlenmiştir. Ağgelin'i çok seven Minhacî, yatağa düşmüş, bir müddet sonrada vefat etmiştir. Bu bakımdan Minhacî, aşık edebiyatımıza lirik şiir kazandıranların başında gelir. Hakkında Kemal Gürpınar (1939) ve Doğan Kaya (1994) tarafından iki kitap yayımlanmıştır.

TALİBÎ COŞKUN
Talibi, 1900 yılında Şarkışla'nın Tonus (Altınyayla) köyünde doğdu. Babasının adı Mustafa, annesinin adı ise Meryem'dir. Çocukluğu çobanlık yapmakla geçen şair, 14 yaşında iken bir rüya sonucu şiir söylemeye başlamıştır. "Talibi" mahlasını ise sevdiği Keklik Emine'ye talip olup ona ulaşamaması nedeniyle almıştır. Keklik Emine'ye ulaşamaması hayatını hazin bir şekilde etkilemiştir. Talebî'nin Keklik Emine için yazdığı şiirler halk şiirinin en güzel örnekleri arasında yer almaktadır. Keklik Emine'ye olan tutkusundan dolayı alay konusu olmuş ve Sivas'tan ayrılmıştır. Sürekli dolaşan şair, Evliya Çelebi'yi rüyasında görmüş ve sürekli dolaşmak için ondan icazet almıştır.
Talibinin şiirlerindeki hakim tema milU/duygudur. Bunun yanında aşk ve yurt konularına da yer vermiştir. Onun şiirleri de yaşayışı gibi derbeder bir söyleyişe sahiptir. Övgüleri ve taşlamaları bir yana bırakılırsa gençliğinde yazdığı şiirler arasında hayli başarılı olanları vardır. Kişiliğinde ise Türk köy insanının en güzel davranışları toplanmış.1976 yılında Ankara'da ölen Talibi Coşkun'un basılmış eserleri şunlardır:
Talibi Coşkun ve Keklik Emine, Büyük Ölüm Acısı (Atatürk'ün ölümü üzerine ağıt), Zelzele Seylâp Destanı, Ankara Destanı, Trakya Destanı, Seher Yeli Gibi, Dolaştı Dünyayı Aldı Diline, Çukurova Sesleniyor, Trabzon'da Coşan Gönül, Felek Yaresi, İnkılâp Sesi, Erciyes Yaylası ve Kıbrıs Destanı.

Âşık Ali İzzet ÖZKAN
Ali İzzet, Ağcakışla'ya bağlı Höyük köyünde 1902 yılında doğmuştur. Köyün varlıklı kişilerinden Muhtar Musa Efendi'nin oğludur. Çok küçük yaşta annesini kaybetmiş ve analık elinde büyümüştür. Babasının varlıklı oluşu sebebiyle evlerine âşıkların sık sık geliyor oluşu onda âşıklığa karşı bir heves uyandırmıştır. İlk eğitimini köy imamından almış almış, kendi zekâsı ve çalışmalarıyla olgunlaşmıştır. Önceleri usta demeleriyle saz çalmaya fcevet etmiş ve âşıklık geleneğine bu yolla başlamıştır. Ustası kendi köyünden Âşık Sabrizî'dir. 1924 yılında Hacı Bektaş dergâhına girerek İzzeti mahlasını almıştır.
Şiirlerinde Hakk'a karşı saygının değerini, yeni rejimin yüceliğini anlatmıştır. Dönemin halk evlerinde ve okullarda konserler vererek tanınan şair Âşık Veysel'le birlikte köy enstitülerinde gezici saz öğretmenliği yapmış, bir ara da vergi toplama memurluğu yapmıştır. Şiirlerine bakıldığında onun ne denli güçlü bir halk şairi olduğu açıkça görülebilir. Bir çok şiir kitabı içerisinde en başarılı olanı "Türk'ün Sazından" adını taşıyandır. İlk yazdığı şiirlerini sonradan beğenmeyen şairin birçok şiiri TRT repertuarında türkü olarak seslendirmektedir.
Onunla ilgili en ciddi çalışmayı, hayatını ve şiirlerini kitaplaştırarak İlhan Başgöz yapmıştır.

MESLEKİ      
Meslekî, 1858 yılında Kangal ilçesinin Kertme köyünde doğmuştur.
Babasının genç yaşta ölümünden sonra hayatı maddi sıkıntılar içerisinde, yarı aç yarı tok olarak geçmiştir. Bu süre içerisinde köy odalarına girip çıkan mesleki yanık sesli köy delikanlılarını ve güngörmüş ihtiyarları dinleyerek bir anlamda şairliğinin ilk derslerini almaya başlamıştır. Böylebir köy havası içerisinde yetişen şair, daha sonraları aşka düşüp âşıklık yolunu tutmuştur. Meslekî 1930 yılında ölmüştür.
Sesi çok yanık olan şair, yakında bulunan Deliktaş köyüne gidiş gelişlerinde Ruhsatî ile tanışarak ona çırak olmuş ve şiir alanında bu büyük şairin yolundan gitmiştir. Şairlikteki şöhretini "yavaşça yavaşça" redifli şiiriyle yakalamıştır. 
Üç defa evlenen şairin bu evliliklerinden toplam 14 çocuğu dünyaya gelmiştir.
Şiirlerinde aşkın yanı sıra dinî konulara ve ölüm temasına yer vermiştir.

SERDARÎ
Serdarî, 1834 yalında fakir bir ailenin çocuğu olarak Şarkışla'da doğmuştur. Asıl adı Hacı, mahlası "Serdarî"dir. Küçük yaşta eşekten düşmüş ve kolu kırılmış, kolunun kırığı tutmayınca kangren tehlikesinden kolu kesilmiştir. Bundan dolayı şairi "çolak" diye
çağırmışlardır.
Kadını, avı ve ekin biçmeyi çok seven Serdarı, Şarkışla kadısının kızına aşık olduğu halde onunla evlenemeyince kaçırmak zorunda kalmış, ama kısa bir süre sonra yakalanarak hapse atılmıştır.
Başından daha birçok sevdalar geçmiştir. Serdarî'nin şiirleri hayal mahsulü değildir. En başarılı yönü çevresindeki ve devrindeki olayları büyük bir ustalıkla dile getirmesidir. Bu değerli şair, uzun ve çileli bir hayattan sonra 1922 yılında ölmüştür.
Okuma yazma bilmediği için şiirlerini kitaplaştıramamıştır. İrticalen söylediğinden bir çok şiiri kendisiyle birlikte unutup gitmiştir. Yıllar sonra çok zor şartlarda Kadri Özyalçın ve Kemal Gürpınar, Serdarî'nin şiirleriniderleyerek "Şarkışlalı Serdarı" adlı bir kitapta toplamışlardır.

Vehbi Cem AŞKUN
Vehbi Cem Aşkun, 1909 yılında Sivas'ta doğdu. Babasının adı Ömer Lütfi, annesinin adı Huriye'dir. İlk ve orta öğrenimini Sivas'ta tamamladıktan sonra İzmir Erkek Öğretmen Okulu'nu bitirdi. 1937 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü'nün Türkçe Bölümü'nden mezun oldu. Üç çocuk babası olan Aşkun, 1979 yılında Eskişehir'de öldü. Aşkun, yazı hayatına ciddi manada İzmir Öğretmen Okulu'nda okuduğu yıllarda başlamıştır. İlk yazılarını bu ilde çıkan "Hizmet", "Ahenk", "Yeni Asır", "Anadolu^ve "Halkın Sesi" adlı gazetelerde yayımlamıştır. 1938 yılında Sivas'a gelince burada çıkan Kızılırmak, Sivas Postası ve Ülke gibi gazetelerde yazmıştır. Vehbi Cem Aşkun, folklorculuğun yanı sıra iyi bir şair, iyi bir öğretmendi. Meslekî çalışmalarından dolayı Milli Eğitim Bakanlığı'nca takdirnameyle ödüllendirilmiş; aynı zamanda Türk Dil Kurumu ve Eskişehir Öğretmenler Derneği üyeliğine seçilmiştir. Aşkun, ölümünden bir süre önce birkaç folklorik eser hariç bütün kitaplarını Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'ne bağışlamıştır.
Çok verimli bir yazan olan Vehbi Cem Aşkun'un otuza yakın basılmış eseri vardır. Folklorun dışında çocuk edebiyatı, tarih, roman, aşık edebiyatı gibi alanlarda eserler vermiştir. Yıllar süren çalışmalarını "Sivas Folkloru" adıyla yayımlamıştır.

Osman Hikmet IŞIK
Osman Hikmet Işık, 1898 yılında Sivas'ta doğmuştur. Liseden sonra Öğretmen Okulu'nu bitirdi. Bir süre öğretmenlik, eğitimcilik ve belediyecilik yapan Işık, Elazığ Maarif Müdürlüğü'nde bulunmuştur. Sivas Belediyesi Başkanlığı da yapan Hikmet Işık, 5.Dönem Erzincan, 6, 7 ve 8. Dönem Sivas milletvekilliği yapmıştır. Belediye başkanlığı sırasında Sivas'a büyük hizmetleri dokunmuştur. Sıvas’ın  elektrik ihtiyacı onun zamanında giderilmiştir. Osman Hikmet Isık'ın ismi Dikilitaş'ı Kepenek Caddesi'ne bağlayan caddeye verilmiştir.
Beş çocuk babası olan Osman Hikmet Işık, 1950 yılında ölmüştür.

Reşad Şemseddin SİRER
1903 Yılında Sivas'ta doğan Reşat Şemseddin Sirer, Şemsî-Sivasî Hazretlerinin erkek evladından torunu; Meşrutiyet dönemi Sivas mebuslarından Sarı Mıstıkzâde Mustafa Efendi'nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini Sivas'ta tamamlamıştır. Reşat Şemseddin Sirer, 9. Dönem Sivas Milletvekilliği, Milli Eğitim Bakanlığı, Yüksek Öğretim Genel Müdürlüğü ve Çalışma Bakanlığı yapmıştır. Altı defa evlenen Sirer'in bu evliliklerinden hiç çocuğu olmamıştır. Son eşi İstanbul'a yerleşmiştir. İkinci dereceden akrabalarının bazıları Sivas'ta yaşamaktadır.
Reşat Şemseddin Sirer, 1953 yılında ölmüştür. Reşat Şemseddin
Sirer adına Sivas'ta bir ilköğretim okulu ve bir cadde bulunmaktadır.

Seyyid YALÇIN
Âşık Seyyid Yalçın, 1908 yılında ulaş ilçesine bağlı Eskikarahisar köyünde doğmuştur. Babası Bilal Ağa, annesi Esma Hanım'dır. Soyu Erzincan'lı Terzi Baba'ya kadar uzanmaktadır.
Âşık Seyyid Yalçın'ın şiirde üstadı Darendeli Hulusi Efendi'dir. Badeli, âşıklardan olan şair, âşıklık badesini Niyazi-i Misrî’nin elinden içmiş, bunun etkisiyle şiirlerinde bir süre Misrî  mahlasını kullanmıştır. Âşık Seyyid Yalçın, Sivas merkeze yerleşip ihramcızâde’ye intisap etmiş, bu intisap onu tasavvufi şiirler söylemeye yöneltmiştir.
Hoş sohbeti ve şifahî kültürü dolayısıyla çevresinde çok sevilip sayılmıştır. Şiirleri; Minhacî, Emsali, Kertmeli Meslekî gibi şairlerin şiir anlayışı doğrultusundadır. Şiirlerinin hece kuruluşları ve durakları sağlam denilebilir. Sık sık dini konulara değinmiş olsa da şiirlerindeki hakim tema dünyanın geçiciliğidir. Âşık Seyyid Yalçın hakkında müstakil bir çalışmayı 1994 yılında "Âşık Seyyid Yalçın'ın Hayat Hikâyesi ve Şiirleri" adıyla Ali Şahin Canozan yapmıştır.

M.Kaya BİLGEGİL
M. Kaya Bilgegil, 1921 yılında Gürün'de doğdu. İlköğrenimini Gürün'de; orta öğrenimini Sivas, Erzurum ve İstanbul'da tamamladı. Kabataş Lisesi'ni bitirdikten sonra Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. İzmit, Trabzon, Adana liselerinde ve Gazi Eğitim Enstitüsü'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Paris Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde lisansüstü eğitim gören Bilgegil, 1951 yılında doktor unvanını aldı. 1966 yılında Atatürk Üniversitesi'ne Yeni Türk Edebiyatı doçenti olarak tayin edildi. 1970 yılında aynı kürsüde profesör oldu. Aynı üniversitede çeşitli bölümlerin başkanlığını da yapan Bilgegil, bir süre İslâmi İlimler Fakültesi ve Edebiyat Fakültesi dekanlıklarında bulundu. Edebiyat, ilim ve kültür tarihi sahasındaki çalışmalarıyla tanındı. Kaya Bilgegil 1987 yılında vefat etti. Küçük yaşta şiire merak saran Bilgegil'in şiirleri, 1934'ten itibaren çeşitli mahalli gazete ve dergilerde yayımlandı. Saf Türkçe'nin fikir yazılarını ifade etmeye yetmediğini savunan Bilgegil Osmanlı Türkçesi'ne yönelerek çalışmalarını şu dergilerde yayımlardı: Yedigün, Düden, Değirmen, Türk Yurdu, Türkiyat Mecmuası, Son Havadis, Zafer, Orta Doğu, Atatürk Üniversitesi Araştırma Dergisi, Kubbealtı Akademi Mecmuası, İstanbul enstitüsü Mecmuası, Gazi Eğitim Enstitüsü İnceleme ve Araştırma Dergisi.
M.Kaya Bilgegil'in müstakil eserlerin belli başlıları şunlardır: Kusurî, Cehennem Meyvası (Mensur Şiirler), Türkçe Dil Bilgisi, Ziya Paşa, Tevfik Fikret'in İlk Şiirleri, Mehmet Akif, Harabat Karşısında Namık Kemal, Şair Şinasi, Rönesans Çağı Cihan Edebiyatında Türk
Takdirkârlığı, Yakın Çağ Türk Kültür ve Edebiyatı üzerine araştırmalar.

Seyit TÜRK   
Seyit Türk 1911 yılında Yıldezeli'nin Belcik köyünde doğmuştur. Şairliğe, 35 yaşında, başından geçen olağan üstü bir olaydan sonra başlamıştır. Kendisinin anlattığına göre, soğuk algınlığı sonucu yatağa düşer. Karısı onun için imamı çağırmaya gittiği esnada içeri giren yaşlı bir kadın ona hastalığını nasıl tedavi edeceğini anlatır. Yaşlı kadının söylediklerini uygulayan şair sonunda iyileşir ve bu kadının Hızır olduğuna inanır. Saz çalmayı bilmeyen âşık, şiirlerini irticalen söylemiştir. 1958 yılında, kendi çabalarıyla  "Gönlümün Sesi" adlı bir şiir kitabı yayımlamıştır. Bu kitapda yer alan şiirlerin çoğu dini muhtevalıdır.
Konya ve Sivas Âşıklar Bayramı'na katılarak şöhret bulan Âşık Seyyit Türk, 1986 yılında köyünde ölmüştür.

Kemaleddin İbnü'l-Hümam
Kemaleddin İbnü'l-hümam, 1388 yılında İskenderiye'de dünyaya geldi. Babası Abdülvahid, Kahire'ye gitmeden önce Sivas kadılığı yaptı. Kahire'ye yerleştikten sonra İskenderiye kadılığına atanan Abdülvahid, Maliki mezhebi kadısının kızıyla evlendi. İbn'ül-hümam işte bu evlilikten dünyaya geldi. Önemli alimlerden ders alan İbnü'l-hümam başta fıkıh, mantık, edebiyat, tesfır, kelam ve musiki olmak üzere birçok ilim dalında kendisini geliştirdi. Arapça ve Farsçayı da iyi derecede bilen İbnü'l-hümam daha sonra birçok öğrenci yetiştirmiştir.
1467 yılının Ramazan ayında hayata gözlerini kapayan İbnü'l-hümam, Kahire'de defnedilmiştir.
En önemli eserleri şunlardır:
1. Fethûl-kâdir lî-âcizî -fakır : Hanefi mezhebine ait ve El merganânı tarafından yazılan El-hidâye kitabını açıklayan kıymetli bir şerhtir.
2. Et-tahrîr : Usûl-i fıkha dair olup Şafii ve Hanefî metotlarını ele alır.
3. El-müskâyera : Akaid ile ilgili bir eserdir.
4. Fevâtihu'l-efkâr fi şerhi Raneâti'l-envâr.
5. Zâdü'l-fakîr. Namaza ait muhtasar bir eserdir.
6. Şerhu Bedi'un-nizâm
7. "Kelimetani hafifetani" Hadis-i Şerifinin gramatik açıklaması.

Zaralı Halil Söyler (İnce Halil ) (1906-1964)
Türk Halk Müziğinin güçlü seslerinden biri olan Zaralı Halil, 1906
yılında Sivas'ın Zara ilçesinde doğdu. Asıl adı Halil Çataltepe'dir.
Ancak zamanın kaymakamının ısrarı üzerine Çataltepe olan soyadın
"SÖYLER" e çevirmiştir.                                                             
Zaralı Halil, ailenin 3. Çocuğudur. Kendisinden büyük iki ablası vardır. Halil doğunca erkek evlatlarının olduğunu ailesi çok sevinmiştir.
Zaralı Halil zayıf bünyeli bir çocuktu, çabulThastalanan, nazik bir bünyesi vardı. Annesi Gülsüm Hanım onun sağlıklı olması için her
türlü çabayı harcıyor, "inşallah bu incik ölmez" diye dua ediyordu. Öksüz kalan Halil, bir daha rahat yüzü görmez. Babası Halil İbrahim de kayalardan balyozla taş kırmaya çalışırken taş yığınlarının altında kalarak sakatlanır. İki yıl tedavi görse de sonunda o da hayata gözlerini yumar.
Annesiz ve babasız kalan Halil Yetiştirme Yurduna yerleştirilir. Halil yurda yerleşmekle yepyeni bir hayata başlar. Dayanışmayı, paylaşmayı, grupla bir arada yaşamayı öğrenir. Dört yıl kaldığı yurtta saz çalmayı öğrenir. Sanatçı kişiliği ortaya çıkar.  Zara'ya geldiğinde Zaralılar onu yalnız bırakmazlar, hemşehrilerine kucak açarlar, bağırlarına basarlar, çalmayı gittikçe geliştiren Halil, sesinin de güzelliği ile sıra gecelerinin, düğünlerin, eğlence merkezlerinin aranılan insanı olur. Annesi ona hep "incik" derdi. Bu incik halk arasında, kişiliğine de uygun olarak "ince"ye dönüştü. Artık adı Sivas'ta "İnce Halil'” olmuştu. Herkes ondan "İnce Halil" diye bahsediyordu.  İl dışında ise adı Zaralı Halil'di. O yıllarda herkes doğduğu yer ile anılırdı. Diyarbakırlı Celal, Malatyalı Fahri, Divrikli Nuri Üstünses gibi…
Sırtı kamburdu Halil'in. Hatta o sıralar Sivas'ta Halil'in sesinden güzelliği ve gürlüğü sırtındaki kamburundan geliyor derlerdi. Halil şöhretini pekiştirmek üzereyken bu sefer de askere alınır. Askerde de kendisini gösterir. Orada düzenlenen her eğlenceye sanatçı olarak çıkar.
Ama Halil hastadır. İçkiye düşkünlüğü vücudunu iyice yıpratmıştır. Gördüğü tedaviler onu iyileştirmez. Hastalık raporu alarak memleketi Zara'ya döner.      
Askerliğini de zar zor raporla, izinle bitirir. Önce Suşehri, Sivas, Erzurum gibi yerlerde kendini göstermeye başlar. Gittiği her yerde büyük ilgi görür, sesi çok beğenilir.
Artık büyük şehirlere açılma zamanının geldiğini düşünür. Kendisini çok seven ve beğenen manifaturacı Şükrü Efendi onun elinden tutup İstanbul'a götürür. Bir p lak şirketiyle anlaşır. Plak şirketi plak doldurduktan sonra vadettiği parayı vermez, Ancak Halil'in doldurduğu plak büyük ilgi görür plakları yok satar. Şöhreti tüm ülkeye yayılır. Artık Halil plakçıların değil plakçılar onun peşindedir. Eğlence dünyası onu Diyarbakırlı Celalle Erzincanlı Şerefle birlikte anmaya başlarlar.
O günkü sanat dünyasının önde gelen isimlerinden Zehra Bilir. Muzaffer Akgün, Nurettin Dadaloğlu gibi dev sanatçılar Zaralı Halil'i grupları içine alıp, Şöhreti arttıkça Zaralı Halil'in içkiye düşkünlüğü de artar. Evini, ailesini, çocuklarını aramaz olur. Yedi yıl memleketine uğramaz. Aliesi ona hasret kalır.
Sağlığı iyice bozulan Halil, sonunda yalnızlığa ve bekarlığa dayanamaz, memleketine döner. Ama hastalığı ilerlemiştir. Hiçbir tedavi onu iyileştirmez. Sonunda 15.01.1964 tarihinde Zarada hayata gözlerini kapar.
Zaralı Halil'in yoğun bir duygu dünyası vardır. Merttir. Dostluklara büyük önem verir. Başkalarının sevinç ve acılarını paylaşmasını bilir. Zaralı Halil, hem o devrin büyük sanatçılarından ilham almış, hem de Sivas'lı sanatçılardan Hafız Halid Efendi, Feryadi, Hafiz Hakkı Bey, Divrikli Nuri Üstünses'le meşk ederek onlardan etkilenmiştir. Plaklarını okurken de kendisine o devrin en ünlü sanatçıları eşlik etmiştir.
Zaralı Halil'in TRT repertuarlarında sekiz türküsü bulunmaktadır. Bu türkülerin hepsi de merhum Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiş ve notaya alınmıştır.
Ancak sanatçının birçok türküsü de başka isimlerde başka yörelere mal edilmiştir. "Bu gün de günlerden cumadır Cuma” türküsü Binali Selman kaynak gösterilerek Bayburt yöresine, “Ey hamame bu hamam güzellerden kim gelir” isimli türküsü, Aşık Suları kaynak gösterilerek Erzincan yöresine mal edilmiştir. “Göç göç oldu göçler yola dizildi” türküsü ise Mükerrem Kemertaş kaynak gösterilerek Erzurum’a mal edilmiştir.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:



Bu Tasarım Osman Talay
Tarafından Yapılmıştır.

Yazı Ekle





Yazı Ekle





Yazı Ekle





=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=